Santral Memuru Sosyalist Yugoslavya’da genç bir kadın ve erkeğin hayatı kesişir. Macar asıllı Izabela bir postahanede santral memuru olarak çalışan güzel ve şehvetli bir kadındır. Aylarca yalnız kaldıktan sonra, Müslüman bir Türk olan Ahmed ile tanışır. Ahmed, fare kontrolü konusunda çalışan bir sağlık müfettişidir. Birlikte yaşamaya başlayan çiftin mutluluğu Ahmed’in bir süreliğine başka bir kentte görevlendirilmesine kadar sürer. Ahmed döndüğünde Izabela’nın kendisinden uzaklaştığını anlar. Bu durum, kendisi için yaşamaya devam edemeyeceği kadar ağır bir darbedir. Ancak intihar etmek için gittiği kuyudan çıkan Izabela’nın üç aylık hamile bedenidir. Santral Memuru, Yugoslav Kara Dalgası'nın önemli yönetmeni Dusan Makavejev’in öne çıkan filmlerinden biri. Yönetmen, geri planda kiliseler kapatılır ve sosyalist marşlar göğe yükselirken kamerasını bu zeminde yaşayan insanların küçük hayatlarına çeviriyor. Kendi cennetini kuran Ahmet ve Izabela, Âdem ve Havva gibi, burada sonsuza kadar mutlu yaşayacakmış gibi görünüyor. Yönetmen, olayların böyle gelişmeyeceğini, yasak meyvenin kaçınılmaz olarak kendini kabul ettireceğini ve cennetin gürültü biçimde yıkılacağını suratımıza bir tokat gibi vuruyor. Dusan Makavejev bunu yaparken kurmaca ve belgesel arasındaki sınırı eritiyor. Filmine cinsellik ve sanat konularında konuşan bir seksolog ile başlıyor; Izabela ve Ahmed arasında özgürce yaşanan cinselliği cömertçe gösteriyor. Izabela’nın cansız bedeni bir kuyudan çıkartılıyor; Adli soruşturmanın temel teknikleri anlatan bir kriminolog ayrıntılı açıklamalar yapıyor. Yönetmen bu kurmaca belgesel alaşımında hikâyesini anlatırken kronolojiyi altüst ediyor. Bir cinayete tanıklık edeceğimiz hissi verirken olayın aslında bir kaza olduğu gerçeğiyle şaşırtıyor, belki de katilin bir insan değil düzen olduğunu haykırmak istiyor. Yönetmen zamanının çok ötesinde, kışkırtıcı bir çıplaklık kullanarak sıradan insanların yaşamları ile komünist devletin görkemli idealleri arasında güçlü bir kontrast oluşturmayı başarıyor. Dusan Makavejev’in ortaya çıkan trajediden hem ideolojik devleti hem de insanın doğasını suçladığı sonucunu çıkarmak mümkün. Yaşananlardan sorumlu tutulamayacak hiçbir olgunun var olamayacağını söylemek belki de daha doğru olacaktır. Izabela’nın çıplaklığına tanıklık eden kara kedi, mütevazı evi cennette bir saraya çeviren yapraklar, Izabela’nın yumurta ile unu yoğurması ve yaptığı börek, bir cennet meyvesi gibi ağıza salkım salkım dolan üzümler ve Izabela’nın kendini teslim ederken yüzüne yerleşiveren o yenilgi ifadesi unutulmaz fotoğraflar olarak belleğimize asılıyor. Bir Yugoslav filminden beklendiği gibi Türklüğe özgü öğelere rastlanıyor. Filmin kahramanı Müslüman bir Türk olan Ahmed, beklediği bebeğin babasının kim olduğundan emin olmayan Izabela’ya karnında bir Türk Yeniçeri’si taşıdığını söyler. Ahmet, Izabela’yı Havva’ya benzetirken Izabela da onu Muhteşem Süleyman’a benzetir. Yün dövmeye gelen bir yorgancı elinde hallacı ile “yorgan” sözcüğünü doldurur kulağımıza… ![]()
© 2013 www.erginciftci.com Tüm Hakları Saklıdır. | ||||||||||||||||||||||||||
1694 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |